Kosova ile Türk Milli Futbol Takımları arasında oynanan maç dakikalar önce sona erdi ve maç sonucu Dünya Kupasına katılma hakkını elde ettik, 24 yıllık bir aradan sonra!

Elde ettiğimiz bu başarıyı elbette küçümsemiyorum. Ne ki, 24 yıldır dünyanın en önemli turnuvalarından birinde yer alamamış olmamız da sahip olduklarımıza bakıldığında iş bilmezliğin, öngörüsüzlüğün, vizyonsuzluğun ve daha da önemlisi şüphe ve korkaklığın gölgesinde hanemize yazılmış bir başarısızlık olduğu gerçeğini de ifadeyi es geçmememiz gerekiyor.

Maçın ardından gözlemlediğim sevinç duygusunu abartılı bulduğumu söylemek durumundayım. Bunun en önemli sebebi turnuvada yer alacak olmamızın esasen “olması gerekenin kendisi olduğu” gerçeğidir. 

Bu sebeple sevinmeyi, gerçekleri göz ardı ederek sergilemenin hiçbir faydası olmuyor. Sadece sporda değil birçok alanda durum böyle. Siyasette, eğitimde, ekonomide, kültür ve sanatta… dahi birçok alanda. Olaylara bakış açımızı -ne hikmettir ki- maalesef eldekilerle yetinme ve bu yetinmeye sevinç gösterme temelleri üzerine inşa ediyoruz.

Yaşadığımız coğrafyada ayakta kalmak değil güçlü olmak için başarıya ihtiyacımız kaçınılmaz bir gereksinimdir.

Bunun için neyi nasıl yapacağız diyerek ayrıntılara yer vermeksizin genel bir mesaj ile -ki, şimdilik- konuyu sonlandırmak yerinde olacaktır.

Yerleşik yaşamın başladığı coğrafyada yaşayan kadim bir millet; 

Artık şüphe argümanını dengeli kullanmayı öğrenmeli, korku duygusunu bir kenara bırakmayı ve mükemmeliyetçi yaklaşımı benimsemiş bir topluluk olma işini halletmelidir. 

Günümüz dünyasında yaşam sürmek, hayatta var olmak, belli bir isme sahip olmak ve “gücümüz var” demek bizleri kandırmasın. Bugünümüzü geçmişten gelen dersler perspektifinden değerlendirmek ve geleceği buna göre dizayn/inşa etmek durumundayız. 

İşte bu sebeple;

“Mükemmeliyetçi olmak zorundayız.”

Turnuvaya katılmaya değil, final oynamaya sevinç duymalıyız!

Çünkü, olması gereken budur.

Fotoğraf: UEFA.com